TAKMA AKIL ZOR DÖNÜŞÜM

Nesnel dünya, tarihin en büyük devrimini istiyor.

Nesnel dünya tarih istiyor. Tarihi yapacak insan görünmüyor.

Nesnel dünya, meydanda kalabilmiş tarihsel atıkları (devlet ve para) temizlemek istiyor.

Atıklar ise son mühimmatları ile direniyorlar. FED 2 gün sonra alacağı 0 faiz kararını, olağan dışı bir toplantı ile bu gece aldı. Herhalde 2 gün sonra da eksi faize geçemezler. Ne yapacaklarını bilmiyorlar ve direnemiyorlar.

Eski devletler ve finansal yapılar artık tarihin önünde bir çöp olarak durmaktadırlar. İnsandan yardım alarak ve kendi aralarındaki bir mutabakatla ve yeni bir biçimle, yani azıcık devrimle, tarihte yer almak istemektedirler.

Mutabakat, devlet aklı ile sermaye aklı arasında gerçekleşecektir. Gerçekleşmektedir.

Mutabakat, her bölge için ayrı ayrı düzenlenmiş bir mutabakat değildir. Mutabakat tarihseldir ve küreseldir.

Mutabakatın onay vermediği, devlet ve sermaye bireyleri, bu dönüşüm sürecinde ekarte edilecektir.

Bu mutabakatı, kapitalistler ile devlet yönetimi arasında düşünmeyin.

Devlet aklı denilince akıllara istihbarat örgütleri gelir. Oysa bugün bu böyle değildir. Bugün devlet aklı denilince, devleti bugünün koşullarında kanıksayan ve devlet teorisine vakıf olan insan aklı gelmelidir.

Sermaye aklı denilince de akıllara mali oligarşi gelirdi. Bugün bu böyle değildir. Yeni para teorisyenleri akıllara gelmelidir. Bu akıl parayı devletin elinden kurtarmak ve paranın özgür olmasını isteyen akıldır.

Mutabakat devletlerden ve kapitalistlerden bağımsız olarak, kendini devlet ve kendini sermaye lehine kaybetmiş kişi akılları arasında gerçekleşecektir. Yani, mutabakat, son tahlilde insan aklı gibi görünse de gerçekte insanda kendisini bulan devlet ve sermaye aklıdır. İnsan, bu aklın aletidir. Bu aletler, yeni toplumsal biçime öncülük etmektedirler.

Kılavuz kargadan olunca, insanın burnu boktan kurtulmaz. Kılavuz, yabancılaşmış insansa, insan çok rezillikler görecektir. Devleti ve sermayeyi, yeni bir toplumsal biçimde yaşanılır kılmak için hastalık ürettiler ya da hastalık adı altında insanları katlettiler. Daha da edecekler. Sözüm ona ilerideki bir çağa geçiyorlar.

Mutabakat resmi bir sözleşme değildir. O nedenle gelecekte neler olacağı ve pratik süreçlerde nasıl karşılık elde edeceği çok belirgin değildir. Gelecekte nasıl bir sürprizlerle karşılaşacaklarını şimdiden bilmiyorlar.

Gelecek, krizli ve yeniden dönüşümlü bir süreçtir. Sürprizleri ise sermayenin giderek değer biçimine dönüşümüdür.

Geleceği, aslında yazmak erken ama bugün bu girişimler karşısında nasıl bir tutum almamız gerekir? Sorusuna doğru yanıt verebilmek için geleceği konuşmak istiyorum. Gelecek, onların tasarladıkları gibi mutlu son olmayacaktır.

Onlar, ekonomik ve siyasi dönüşümleri realize ederken, nesnel dünya, o öncülerde dönüşüm realize edecektir. Devlet aklı ile sermaye aklı tedricen insandan ayrılacaktır. Devletin teknik bir organizasyona sermayenin ise değer biçimine dönüşü, insanın özgürleşmesini ve kendi aklının işlemesini getirecektir.

Bugün çok vahametli çok kaoslu bir dünya öngörülmektedir. Hem komünist örgüt hem de komünist bireyler, henüz toplumsal dönüşümü ve yeni mutabakatı görmüş değildirler. Olup biteni görmeyen ve bilmeyen kafalar, kaos demektedirler. Kaos, başımıza her şey gelebilir demektir. Kaos yapabileceğimiz bir şey yok demektir.

Nasıl ki devlet aklı ve sermaye aklı insanda kendisini buluyorsa, komünist akılda kendisini insanda bulacaktır. Hangi insan? Marks, toplumun bütün yükünü taşıyan ve buna rağmen, kazancı kendi eline geçmeyen bir sınıf doğacaktır, komünist fikirler bu sınıfın içinden fışkıracaktır diyor. Bugün toplumun çoğunluğu bu sınıftan oluşmaktadır

Komünist fikirlerin fışkıracağı bireyler, tarihsel bağları göremiyorlar. Bu bir kayıptır. Örn. 1789 da o tarihin ilk komünistleri, burjuva devrimi çözememiş ve o devrim içinde kaybolmuşlardır. Onların talihsizliği, tarihten gelen komünist akıl henüz çok cılızdı. Bugün bu böyle değil. Marks muazzam bir miras bırakmıştır. Ne var ki bu mirasın içeriğinde Lenin ve sonrası bozulmalar başlamıştır. Lenin’in” hiç uzlaşma olmayacak mı” diye sorması çok büyük bir yanlıştı. Evet, uzlaşma hiç olmayacaktı. Marks’a bakın, bir uzlaşma bulamazsınız.

Evet, bugün devlet ve sermaye uzlaşarak, bir devrimci dönüşüm peşindedir. Bu dönüşüm başarı ile gerçekleşecektir. Ancak bu devrim, çok cılız kalacaktır. Bu, öncülerin dayattığı bir irade değil, nesnel koşulların zorlaması ile gerçekleşecek bir dönüşümdür. Ne devlet ne de ekonomik sistem işleyemiyor.

Şimdi soracağım, devlet ve sermaye mi insanın aletidir yoksa insan her ikisinin de aleti midir? “İnsan geçici, devlet bakidir”. Erdoğan’ın ecdadının itirafçı bir sözü vardır. “milleti yaşat ki devlet yaşasın” Bu söz, insanın devletin aleti olduğunu itiraf etmektedir. İnsan, devlet yaşasın diye yaşatılacakmış. İnsan devlete aitmiş.

Parada ayni şekildedir. Sözüm ona insan parayı harcıyor. Oysa harcanan insan emeğidir. İnsan, diğer insanın emeğini harcıyor. Aksine, diğer insan harcandığında kendisi de harcanacaktır. Bakın, bugünün kapitalistleri, insan emeğini harcayarak bugüne gelmişler ve bugün moron kafaları ile ne yapacaklarını bilmiyorlar. Zira hep insan emeğini harcayarak yaşadıkları için insani aklı kaybetmişler. Aklı geliştiren emektir. Kendi emekleri olmadığı için kendi akılları da olmuyor. Burjuvalar, ellerindeki devletleri bir bir teslim ettiler.

İnsanı kullanan akıl bugün yol açmaktadır. İlk kez insanın dışından ve insanın kullanıldığı, devrimci bir dönüşüm göreceğiz. İlk kez gerçekleşen bu dönüşüm sürecini analiz etmek oldukça zordur. Yani kafa yoracağız. Corona virüs ilk çıktığında bunun bir örtü olduğunu anlatmaya çalıştım. Corona’nın değişim aleti olduğunu yazanlar var. Bu iyi bir gelişmedir. Ancak Türk Tabipler Birliğinden yardım gelmiyor. Bu dikkatimi çekti.

Tümüyle vahşete evrilen bir süreç içinde değiliz. Ancak vahşet olacaktır. Bu dönüşüm, insana yabancı güçlerden gelmektedir. 20.yy komünistleri bu dönüşümü tanımayacaktır. Ya yeni bir kılıkla ölümüne katılacaklar ya da kaos var deyip dışarıda kalacaklardır. Bu dönüşüm, kendini insanda bulan devlet aklıdır. İnsana sığınan bu akıl, mutlaka kendisine benzeyen insana sığınacaktır. O nedenle bu insanı tanıyarak ve bilerek bu sürece katılmak doğrudur. Zira devletin ve sermayenin sığındığı insana yakın olmak, doğru değildir.

Gerçekte tedricen özgürlük çağı açılmaktadır. Engels’in söylemiş olduğu kader çağından özgürlük çağına geçiş gerçekleşecektir. Ancak görüldüğü üzere bu geçiş, bulaşıcı hastalıklar ve insani kırılmalar eşiğinde gerçekleşmektedir. Marks ve Engels’in geçiş toplumu böyle değildi.

Bu geçiş birkaç ay da bitecek geçiş değildir. Geçiş süreci çok çetrefilli bir süreçtir. Çok büyük bir tufan kapıdadır. Çok büyük dağılmalar ve kırılmalar olacaktır. Bilelim, anlayalım ve ona göre yer tutalım.

About hasan karatas

Check Also

TARTIŞMALAR ÜSTÜNE: SOSYALİZM, DEMOKRASİ, PARA VE EKONOMİ….M. Taş

Hasan Karataş arkadaşın üç yazısında dikkatimi çeken görüşlerini kısa notlar halinde değerlendirip cevap vermeğe çalıştım. …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com