Gerçek Devletler Bitti’mi? -Hasan Karataş

Her devlet, demokratik olduğu oranda gerçek devlettir.
Devletlerin en gelişmiş biçimleri 20.yy da tezahür etmiştir.
21.yy ile birlikte, demokrasilerde erimeler başlamış ve ardından, devletlerde öznelleşme tezahür etmiştir. Örn. Türkiye Erdoğan, Rusya Putin, ÇHC XJ Ping ömür boyu devlet başkanı olacak biçimde konumlandılar.
Trump’da öyle olursa şaşırmayalım. Zira devletlerin gerçekliğinde bozulmalar görülmeye başlanmıştır.
21.yy a geçtiğimizde devletlerin direnişte olduğunu görüyor ve şöyle bir tespitte bulunuyordum.
“Genel hatlarıyla anayasal devletler tarih olmuş ya da olmaktadır.”
2010 anayasa oylaması öncesinde yaptığım tespit, 2010 sonrasını ve tüm geleceği, ayrıca şimdinin tüm devletlerini içermekteydi. Örn. ABD, Rusya, ÇHC, AB ülkeleri, Japonya vs. Hiçbirisi anayasal devlet olamazlardı.
Kâğıt üzerinde belki de bir anayasa olabilir. Ancak, pratik süreçlerde, devlet mekanizmaları, anayasa üzerinden işleyemezdi.
Örn. ABD, dünyanın en demokratik ülkelerindendir. Ancak Trump, azledilemez. Devletin karakteri ile uyumlu bir kişiliğe sahiptir.
Demokrasi, insanı esas alır, demokratik devletler, insanın nesneleşmiş biçimi gibidir. Günümüzde dikkat edin tüm devletler insanı esas almamaktadır. Her devlet, açık ya da gizli insana zarar vermektedir. Birkaç yıl öncesine dek Avusturalya devletinin ormanları yakacağını kimse düşünemezdi.
Demek ki devletler, demokrasiden ve giderek insandan ayrılmaktadırlar.
İnsandan uzaklaşan ama insana benzeyen (iradileşen) bir devlet modeli ile karşı karşıyayız.
Devlet, insandan karakter çalmaktadır. Bu durum, devrimci bir dönüşüme dek devam edecektir.
Önümüzde iki farklı devrimci dönüşüm olası olduğu için iki farklı devlet tipi olasıdır. Ancak her iki dönüşümde de devlet toplumun tepesinden indirilecektir. (Demek ki devlet insan ayrılığı, devletin tepeden inişi ile olanaklı olacaktır.)
Birisinde devlet toplumun mecburiyeti, diğerinde ise devlet toplumun geçici bir ihtiyacıdır. Her ikisinde de demokratik devlet geri gelmeyecektir. Birinde demokratik işleyişin yerini bariyerli şifreler alacak, diğerinde ise demokrasi aşılacaktır. Her iki modelde de devlet öncül olmaktan çıkacaktır. Yani gerçek devleti unutacağız.
Gerçek devletin unutulması bir ilerlemedir. Zira devlet insana yabancıdır. Ancak bu ilerleyişi, şifrelerin komutuna terk etmek yerine insan bilincine terk edilmesi tercih olmalıdır.
Devletin insandan karakter çalması (özneleşmesi) günümüze özgüdür.
Günümüzde metssophie adlı felsefi bir bilim türemiştir. Bu bilim, materyalizmin ötesine geçtiğini iddia etmektedir. Bu tabi ki tartışma konusudur. Ancak bunu tartışmak yerine bu bilimin ne demek istediğini anlamak daha yerinde bir çaba olacaktır. Zira bilim tartışması, hem uzun bir zamanı, hem de yoğun bir çalışmayı gerektirecektir. Basit biçimiyle anlamaya çalışalım.
Maddenin bilince yansıması değil de maddeye özgü bilincin oluşmasıdır. İstenildiği kadar düşünce adamı bir araya gelsin o maddeyle ilgili çok farklı fikirler o düşünce adamlarından çıkmayacaktır. Zira o maddeyle ilgili fikirler, o maddenin ihtiyaçlarının ötesine geçemez. Örn. sürekli üst akıl diyorlar ama bu üst aklın, kimin aklı olduğu bir türlü söylenmiyor. Üst akıl devlettir.
Devletin özneleştiği iddiası doğrudur. Ancak öznelleşmesi, insanileşmesi değildir. Hem kendisi insana yabancıdır, hem de yabancılaşmış insanın karakterini çalmaktadır. Hiç unutamadığım bir olay var. Bu olay üzerinde çok kafa yordum (çok örnek var denilebilir ama bu örnek beni çok düşündürdü) Dilek Doğan’ı kameralar önünde bir polis öldürdü. O cinayet, polisin caniliği ile açıklandı. Oysa o olay devlet aklıydı. Dilek, devleti umursamıyordu. Polis buna tahammül edemedi. Bizim Sol muhalefet polisi faşistlikle itham etmişti. Olay faşistliğin ötesindeydi. Dilek devlete saygı da kusur etmişti. Köle gibi önünde eğilmesi gerekiyordu.
Önceleri de devletle bağlantının kesilmesi gerektiğini düşünmüştüm ama o gün bu düşünce bende pekişmişti. Mümkün olduğunca insanın devletin içinden çekilmesi gerektiğini düşünüyordum. Yani, miting, protesto, hak talebi artık mücadele biçimi olamazdı. Devlet artık tümüyle insana yabancı ve insan üzerinde bir tahakküm öznesiydi. Dediğim gibi de olmuştu. Devlet özneleşmişti ve tehlikeliydi.
Demokrasi ve barış istenilmemeliydi. İstismar edebilirdi. Barış isteyenlerin üzerine bomba atarak, paranın değerleri ile oynardı. Bu tür cinayetler çok gerçekleşti. Demokratik parti ve örgütler, devletlerin tuzağı gibi işliyor. Zira onlar, devletin temiz yüzü, onları görenler devletten kötü şeyler beklemiyor.
Türkiye’de gerçek devlet yoktur. Bilinçli bireyler, devletle kendi aralarına mesafe koyacaklardır. Öznel bir devlet var ama o da devletin doğası ile örtüşmüyor. Öznel devletlerin, gerçek devlete dönüşme olasılığı yoktur.
AKP gidecek, serbest seçimler olacak ve demokrasi gelecek diye bir şey yok. Öznelleşme tarihsellikle ilgilidir. Tarihin Türkiye’ye verebileceği en son öznel devlet budur. Beğenmek ya da beğenmemek gibi bir lüksümüz yoktur.
Doğrusu, biliyoruz ve kabul etmiyoruz. Daha açık bir dille devrim ya da devrimci dönüşüm istiyoruz.

About Mehmet Tas

Check Also

YEŞİL DÜZEN

Sermayeyi karşısına almayan anti kapitalizm, ayni zamanda anti komünizmdir. Ucuna komünizmi koymayan hiçbir düzen de …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com