DR. HİKMET KIVILCIMLI VE KOMÜNALİZM IV- H. Zafer

PANDORA’NIN KUTUSU

Mayıs 1996’da ‘MÜNAFIKNÂME: Ye Yeni Fatsa’lar Ya Hiç’ başlıklı ÖDP ile ilgili yazıya aşağıdaki satırlarla devam edecektim:

“Ama bütün bunlar bir olumluluğu da beraberinde getirmişti. İşçi sınıfı dışındaki yığınlar da her geçen gün artan bir hızla anti-kapitalist cepheye akıyorlardı. Çözüm üretmede yetersiz de kalsalar, YEŞİL MUHALEFET “Pandora’nın Kutusu”nu açıyordu. Bu hayatın dayatmasıydı. Tarihin materyalist yorumunun ortaya koyduğu yasa işliyordu. COĞRAFYA ÜRETİCİ GÜCÜ ile KAPİTALİST ÜRETİM İLİŞKİLERİ arasındaki çatışma öncellik almıştı. Kapitalizm ayakta kalabilmek için doğayı kendini bir daha yenileyemiyecek şekilde tahrip ediyordu ve bu, gelmiş geçmiş hiçbir sistemin insanlığa dayatmadığı bir sorun olarak ortaya çıkıyordu. Doğanın tahribi, sadece bir sınıfın değil külliyen bütün insanlığın sorunu olarak gündemin en tepesine oturuyordu. Sorun, sömürü sorunu olmanın da ötesine geçmiş, ölüm-kalım sorunu olmuştu. Bizlere düşen ise, putlara tapınmayı, -bu put işçi sınıfı da olsa farketmez- bir yana itip, tarihin materyalist yorumunun sunduğu yasalara -ki sosyalizme bilimsellik kazandıran bu yasalardır, yoksa Marx’ın ya da Engels’in şu ya da bu konuda her söylediği değil- eğilip, bunları günümüze uygulamak olsa gerek.”[ii]

Kısacası mı? Üretici güçler ile üretim ilişkileri arasındaki çatışmada öne çıkan, öncelik alan İnsan Üretici Gücü ile Kapitalist üretim ilişkileri değil, COĞRAFYA ÜRETİCİ GÜCÜ ile KAPİTALİST ÜRETİM İLİŞKİLERİdir.

Demek ki, “sorun “üretici güçlerin gelişiminin önündeki engelleri kaldırmak” olarak formüle edil”se bile –ki edilmelidir- hangi üretici güçler sorusunun cevabı cözümleyici olacaktır. Zaten bu formülden kurtulmanın yolunu “program anlayışlarında da bir Kopernik Devrimi”nde arayan Demir Küçükaydın, bunun somut karşılığını koyamaz. Döner dolaşır, “devletli” “programlı” tezler önümüze koyar. Bu da “Devrimci Marxizm”in ağızındaki “Dön dolaş yine bana gel” türküsü olur çıkar.

Ben de dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyorum: Sınıflı topluma karşı KOMÜN. Yapılması gereken devrimi torunlarımıza falan havale etmeksizin, sokatakinden politikadakine kadar bütün çamurlara karşı bulabileceğimiz binbir çeşidi ile komünal örgütlenmeler gerçekleştirmek. Hem de bugünden.

TAM DA ÜZERİNE BASTIN

İçinde bulunduğu girdaba rağmen kimi doğruları yazının yukardaki alıntıyı tâkip eden satırlarında yakalayan Demir Küçükaydın bir hamle daha yapıp çok tekerlenen bir önermeyi alaşağı edemiyor. Aslında etse, o doğrunun içinde de yer alan girdabı aşacak. Diyor ki:

“Başka bir uygarlığı programlaştırmak, aynı zamanda politika kavramının içeriğinin de değişmesi, dolayısıyla politika yapma tarzının da değişmesini gerektirir.

“Politika, kavramı bir bakıma, ilk doğuşundaki, sitedeki yurttaşların ortak yaşamı anlamını kazanır, yani bu günkü politikadan daha geniş bir alanı, yani bu günkü anlayışımızca politik olmayanı da kapsayan bir anlam kazanır. Ama bu artık bir sitenin yurttaşlarını değil; tüm insanlığı kapsamalıdır veya kapsayacaktır. Artık politik olmayan da politiktir.”[iii]

Yazdıklarının özü doğru. Ama “politik olmayan(nın) da politik” olmasından söz etmek, aslında sınıflı toplumda insanlığa yutturulmuş bu ayrımı kabullenmektir. Bu ayrım sınıflı toplumda insanlığın gözüne atılmış bir avuç topraktır. Ve bu toprak, politikayı bir üstyapı kurumu olarak tanımlamayı getirmiştir. Bir kez politika üst yapı kurumu olarak tanımlanınca, o üstyapı kurumu içinde tepişmek politika sanılır ve haliyle egemen sınıflarını sunduğu minderde boğuşmaktan kurtulunamaz. Hâl böyle olunca, egemen sınıfların politika araçları ile (buna askercil örgütlenme de dahil) baş edecek, dişe diş göze göz misali yapılanmalara gidilir. O yapılanmalar iktidarı ele alınca da, “anlı şanlı Komünist Partileri”, Nasyonal Sosyalistlere taş çıkarttıracak işler yapar. Tabiî, Sovyetler Birliği gezisinde gördüklerinden sonra, Panait İstrati de çıkar, haklı olarak, “Ee kardeşim faşizmse istenen, aha orda aslı, size ne gerek var!” deyiverir.[iv] Sonuç nedir: Afaroz edilmek. Sosyalizmin anavatanına hakaret(!) edilmiştir zira.

Aslında burdan Kıvılcımlı’ya dönmek istiyorum. Uzun bir cümlenin zorluklarından ve karmaşasından sakınmak için madde madde yazayım. Bence;

  • İçinde kozalandığı Marxist-Leninist paradigmanın kuşatması;
  • Bu paradigmanın sınırları içinde egemen sınıfların dayattığı zeminde “günlük “politika”nın girdabına dalmak ve buna daldıkça o paradigmanın zincirlerinin daha da boğucu hale gelmesi (Bolşevik cizginin Sovyetlerde izlediği gelişim cizgisine olduğu kadar, Kıvılcımlı’nın günük politikaya ilişkin çözümlerine de bu nokta-i nazardan bakmak açıklayıcı olabilir);
  • Emperyalist saldırı ve onun karşısında “sosyalist anavatana” ve “proletarya devrimine” sahip çıkmak;
  • Bunların yarattığı maddî ve manevî ağırlıktan kurtulma şansını verecek, Emma Goldman ve Alexander Berkman gibi olaylara anında ve yerinde tanıklık edememiş olmak;

Dr.Hikmet Kıvılcımlı’nın kendi tezini mantık sonuçlarına ulaştırmasının ve Komünalist anlayışa varmasının önündeki engellerdi.

Ayrıca sormadan da edemiyorum: Kıvılcımlı, Komün Gücü’nde Darwin’i anlatırken, kendisini de anlatmış olabilir mi? Diyor ki:

“Darwin’in büyük yanılgısı kendi keşfinin gücü içindedir:Keşfine kendisini fazla kaptırmıştır. İnsan beyni böyledir: Seferber olduğu kanunlarla dolup taştıkça başka sentezlere açılması zorlaşır. Demek hayatı bir bütün olarak ele almak zenginliğini beyinde taşımak ve yaşatıp geliştirmek tek çaredir.”

Kıvılcımlı’nın bu sözlerini bu yukardaki maddelerle ve özellikle de ikinci ve dördüncü maddelerde söylediklerimle birlikte düşünmeye ne dersiniz? Belki bu, Kıvılcımlı’nın içine düştüğü ikilemi anlamamıza yardımcı olabilir. [v]

[i] Ocak 2013’te yapılan Hikmet Kıvılcımlı sempozyumuna sunulmak üzere son anda aceleyle yazılan bu yazı özüne dokunmaksızın kimi yazım hataları düzeltilerek sayfamızda 4 bölüm halinde yayınlanacaktır.

[ii] Daha önce de belirtmiştim, hatırlatayım: O yazıyı yazdığım sırada (1996) -benim için-  henüz sosyalizm kavramı yerini komünalizme bırakmamıştı. Bir 5 yıl daha geçmesi gerekti.

[iii] D.Küçükaydın: Tarihin, Marksizm’in ve Kıvılcımlı’nın Kayıp Halkası: Komün,  sayfa:6

[iv] Aman yanlış anlaşılmaya. Amacımız Panait İstariti’yi aşağılama değil tam tersi.

[v] Aslında bu ikilemin bir benzerini KCK olayında da görebiliriz. Bir yanı doğru bir yanı eğri, hani insana ”altı kaval üstü Şişhane” dedirten bir olgu karşısındayız. Ve bu olgunun temelinde de Abdullah Öcalan’ın Kıvılcımlı’nınkine oldukça benzer bir ikilem yaşaması var. Konuyu dağıtmamak için yazının içine almadım. Belki, bir başka yazı konusu, ama yine de ufak bir dokunuş yaparak konuya bir de bu açıdan bakılması için bir kibrit çakmak istedim.

About Mehmet Tas

Check Also

Corono Virüse karşı Aşıda kakofoni

Corona Virüsüne karşı Aşı’da kakafoni; Türkiyenin köklü bir Devlet üniversitesi hastahanesinde halen aktif görevde bulunan …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com