Türkiye’de bir kâbus dolaşıyor

Karl Marx ve Friedrich Engels’in birlikte kaleme aldıkları Komünist Manifesto şu cümlelerle başlar: “Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor – komünizmin hayaleti. Eski Avrupa’nın tüm güçleri, papa ve çar, Metternich ve Guizot, Fransız radikalleri ve Alman polisleri, bu hayaleti kovmak üzere kutsal bir ittifak kurdu.”
Türkiye’de bugünlerde benzer bir “hayalet” dolaşıyor, tüm iktidar sahiplerini ve yandaşlarını bir araya getiren, çok korktukları ve kovmak istedikleri… Ama bu şey, komünizm gibi soyut bir kavram olmadığı ve bir birey, bir lider olduğu için burada “hayalet” yerine “kâbus” demek doğru olur: “Türkiye’de bir kâbus dolaşıyor – Selahattin Demirtaş kâbusu… Derin Türkiye’nin tüm güçleri, cumhurbaşkanı, İçişleri Bakanı, Ahmet Hakan, Nedim Şener, tüm havuz medyası, Türkçüler, din tacirleri, faşistler, yargı, yürütme ve yasama bu kâbusu kovmak üzere kutsal bir ittifak kurdu.”

Korkudan titriyorlar
Türkiye’de tutsak edilen sadece Selahattin Demirtaş değil. Figen Yüksekdağ, Ahmet Altan, Osman Kavala başta olmak üzere yüzlerce siyasi tutsak var cezaevlerinde… Hepsi düzen karşıtı, hepsi düzenin korkulu rüyası. Adalet ve hukukun olması gerektiği yerde yeller estiğinden, evrensel yasalara göre ve hatta Türkiye Cumhuriyeti’nin yasalarına göre dışarıda olması gerekenler mahpus edilmiş durumda. Ama bunlardan biri, güç sahiplerini daha çok korkutuyor ve güç sahiplerinin kâbusu olarak kutsal bir ittifak halinde davranmalarına yol açıyor.
Selahattin Demirtaş, çok korkutuyor onları… Türküleriyle korkutuyor, öyküleriyle korkutuyor, romanıyla korkutuyor, karikatürleriyle korkutuyor, tiyatrosuyla korkutuyor… Edirne Cezaevinde duvarlar arasında olsa da ruhu, eserleri, ülkede bir “hayalet” gibi dolaşıp bir araya gelmesi zor görünen isimleri aynı karede birleştiriyor. Geçtiğimiz günlerde Selahattin Demirtaş’ın ‘Devran’ isimli öykü kitabından uyarlanan okuma tiyatrosu sahnelendi. Oyunu Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş ile birlikte İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dilek İmamoğlu, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun eşi Selvi Kılıçdaroğlu ve CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu da izledi. Ayrıca o gece orada olanlar arasında HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, HDP’li eski vekil Sırrı Süreyya Önder, oyuncu Kadir İnanır da vardı. Oyundan çok bu isimlerin bir araya geldiği bir fotoğraf karesi muktedirlerin ve kendini muktedir görenlerin kâbusu oldu.

Cumhurbaşkanı kızdı.
İçişleri Bakanı kızdı ve Kadir İnanır’a “Kadir Efendi” diyerek aba altından sopa gösterdi.
Ahmet Hakan 2015 öncesinde henüz dayak yememiş, sağlıklı bir insanken Demirtaş’a neden bağlama çaldırıp, türkü söylettiğini açıklamak zorunda kaldı.
Dünün muhalifi bugünün iktidar yandaşı Nedim Şener bu fotoğrafı “Demirtaş’ı parlatma işi” olarak gördü.
Diğer sicilli yandaş basın Demirtaş’ın kitaplarının İBB’ye ait İstanbul Kitapçısında satılmasını vatan hainliği olarak değerlendirdi.
Ekrem İmamoğlu’nun “Bu kitaplar PTT’nin alış veriş sitesinde de satılıyor” demesinin ardından, PTT’nin sitesinden satışların durdurulmasıyla yetinilmedi, PTT kargo ile gönderilmesi bile yasaklandı. Yasak olmayan, suç unsuru bulunmayan edebi eserlerin kargolanmasının yasak olduğu bir dönem 12 Eylül’de bile ender görülürdü. Ahmet Altan’ın, Karl Marx’ın, Stalin’in kitapları, hatta Hitler’in Kavgam’ı bile PTT kargo ile gönderilebilirken Demirtaş’ın kitaplarına yasak gelmesi, güç sahiplerinin nasıl bir kâbus yaşadıklarını çok net bir şekilde gösteriyor.

Adalet, hukuk, vicdan ve yasa tanımazlık
İktidar sahiplerini çok korkutan, muhtemelen geceleri rüyalarına giren Demirtaş, 4-5 metrekarelik hücresinden üretmeye devam ediyor. O devam ettikçe de bir büyük cephe bu kâbustan kurtulmak için kutsal bir ittifak halinde, ne yapacaklarını bilmez bir halde o fotoğraf karesinde yer alanlara saldırıyor. Cumhurbaşkanı, bir genç kadının yüzüne kezzap atarak yaralayan sevgilisine mahkemenin verdiği cezayı az bularak, “”Geçenlerde bir namussuz, kızımızın yüzüne kezzap atıyor. Mahkeme 13 yıl ceza veriyor. Kendi kızının başına gelmiş olsa, kanunlara mı bakacaksın? Buradan ben tüm yargı dünyasına sesleniyorum; bu kanunların sayfaları arasındaki maddelere değil, vicdanınızın sesine lütfen kulak verin. Adaletin tecellisini hakta hukukta arayın. Her zaman söylüyorum; benim yolum kanun yolu değil, hukuk yoludur. Hukuk eşittir, kanun değildir.” diyerek kanundan, hukuktan, adaletten ne anladığını ortaya koymuştu. Herkes bilir ki, işlenen her suçun yasayla belirlenmiş bir karşılığı vardır. Hâkimler yasaya uygun karar verir, ancak alt ve üst ceza limitleri arasında verilecek hapis cezası noktasında yine eldeki bilgi ve bulgulara, mahkemenin seyrine göre takdir hakkını kullanır. Cumhurbaşkanı, kontrolü altındaki yasama organıyla TCK’da değişiklik yapmak yerine hâkimlere “Siz kanuna uymayın, hukuk eşittir kanun değil!” diyor.

Bu anlayış, kâbusuna ne yapmaz?
Sıradan bir vahşiliğe verilen cezayı, kamuoyu vicdanındaki hassasiyeti siyasi yatırıma dönüştürmek amacıyla mıdır, nedir; eleştirip hâkimlere talimat veren Cumhurbaşkanının ve güç sahiplerinin, kâbusu olarak gördükleri bir siyasi kimliğe karşı evrensel hukuk kurallarının uygulanmasından yana olması elbette beklenemez. Anlaşılan o ki Demirtaş uzun süre daha cezaevindeki hücresinden muktedirlerin kâbusu olmayı sürdürecek.

Ta ki…
Ta ki, ‘Devran’ isimli öykü kitabından uyarlanan okuma tiyatrosunda bir araya gelen o kare, tıpkı 23 Haziran 2019’da olduğu gibi ayağa kalkıp, bu gidişe “dur” diyene kadar. Ta ki, otokratik yönetime karşı olanların, farklılıkları yerine ortak noktalarını öne çıkarıncaya kadar. Aslında Nedim Şener, kâbusunun nedenini yazısında anlatıyor: “Bu, CHP ve İP’nin oluşturduğu, HDP’nin de desteğiyle yerel seçimlerde aldığı sonucun genel seçimlere taşınma projesidir.”
İşte bundan çok korkuyorlar…

About Ufuk Saka

Check Also

TARTIŞMALAR ÜSTÜNE: SOSYALİZM, DEMOKRASİ, PARA VE EKONOMİ….M. Taş

Hasan Karataş arkadaşın üç yazısında dikkatimi çeken görüşlerini kısa notlar halinde değerlendirip cevap vermeğe çalıştım. …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com