GECE GELEN PUSULALAR- M Taş

Bütün gün gecenin bu geç saatine kadar yağmur durmaksızın saatlerce yağdı yağmaya devam ediyor. Penceremden dışarı bakıyorum sokak lambaları zorlukla seçiliyor. Sokak kaldırımlarına kadar taşan yağmur suları deliler gibi bir yöne doğru akıp gidiyor. Tam da bu sıralarda güzel şiirleri, büyük yazarların kaleminden çıkmış güzel hikayeleri okumak varken ben anılarımın bu ikinci bölümünü yazmaya kararlıyım.

Herkesin derin uykulara daldığı gece yarılarından sonra başlıyorum anıları birer birer anlatmaya.  Herşeyin ölüm sesizliğine büründüğü şu andan taa şafak sökene kadar tık tık tuşlara basacağım. Ne bir ses ne bir gürültünün olmadığı Londra’nın bu köşesinde ben, kalbim ve hayallerimle başbaşa yazacağım. Vücudumun her hücresi ateşler içindeyken durmaksızın yazacağım. İGD’yi  Basmahane’de kurarken içimizdeki sevgiyi ve güzelliği  anlatacağım. Gözlerimizdeki o parıltıyı, o kararlılığı, o kazanma azmini, güğsümüzün en derin yerinde cayır cayır yanan devrimci gençlik ateşini anlatmak istiyorum. Aklımızı nasıl başkasını mutlu kılmak için kullandığımızı, bildiğinden şaşmaz eğilip bükülmez oluşumuzu, dünyanın güzelliklerine olan duyarlılığımızı, Yaşamın sırlarını nasıl merak ettiğimizi. Sevgililerimizi nasıl arayıp bulduğumuzu. Kampüste uğradığımız yenilgiyi, Avnı Ece’nin vuruluşunu , T.D. sırtına giren kurşunu ve hiç kullanmasını bilmediğim silahları nasıl taşıdığımı yazacağım.  Ölümle yaşamın kesiştiği  o yıllarda tanık olduğum olayları birer birer yeniden yaşayacağım, çok heyecanlıyım.

Yaşamıma yön veren iki pusulayı TKP’nin gençlik Büro Sekreteri AD’den almıştım. Küçük Çekmecedeki evde yarı loş bir ışığın aydınlattığı masada silik yazıları okumaya çalıştım. Nereye gideceğimi kiminle görüşeceğimi sonra ezberlemem gereken isimleri bir kaç defa tekrar ettim. İyice ezberlediğime karar verince, pusulaları yok ettim.

Saatlerce yatağımda sırtüstü kımıldamadan uzandım. 12 Mart darbesinden önce geldiğim İstanbul’dan 1976 baharında ayrılıyordum. Karar büyük yerdendi. Kararı tartışmak bir yana bana görev verildiği için içim içime sığmıyordu, mutluluktan dört köşe olmuştum. İnanılmaz bir güven ve huzur tüm dokularıma işlemişti.

İzimir’e gidiyordum. Bu defa bir kaç günlüğüne değil sürekli orada kalmak üzere. Parti GSB’nin katılımına çok önem veriyordu. Birleşme sürecini iyi yönlendirip kimseyi dışlamadan İzmir’de güç olmayı hedefliyordu. O tarihlerde kaç partili vardı bilmiyordum, merakta etmiyordum.

Ben partinin gençlik bürosundaydım. İGD’yi İstanbul’da kurduktan sonra Anadolu’da örgütlenmesine başlamıştım. Gençlik politikamızın oluşumunda epeyce yol almıştık. Birçok hataya ve engele rağmen hızla ilerleme sağlıyorduk. GSB’nin katılımı sözkonusu olunca İzmir’e yöneldim.

İzmir’de yapacaklarımız hemen hemen belliydi. Önce İlerici Yurtsever Gençlik Gazetesi’nin bir şubesini açıp IGD’nin örgütlenmesine başlayacaktık. GSB içinde yer alan herkesi hemde hiç fire vermeden İGD’ye çekmeye çalışacaktık. Ne olursa olsun partiyi bu yasal örgütlenmeden uzak tutacaktık.

1969 yılında İstanbul Üniveritesi Fen Fakültesine kayıt yapmak için geldiğim İstanbul’dan ayrılıyordum. Kaydımı yaptığım gün dekanlığını işgal ettiğim Fen Fakültesine geri dönmemek üzere terkediyordum, sevdiklerimi ve yoldaşlarımı bırakıp gidiyordum,   İGD’yide. Parti adına kuruluşuna karar veren dört partiliden biriydim. Gençliği tanımlayıp hedeflerimizi belirlemiştik. İlk mitingte 110 kişiyle pankart açan İGD kısa zamanda safları binlere varmıştı. Büyümenin verdiği heyecanla hemen hemen hergün Aksaray Şubesinin kapısını açma mutluluğunu yaşıyordum. O benim babaevimdi.  O gün o pusulalar beni o evden ayırmıştı farkında bile değildim.

Ertesi gün Harem’deydim İzmir’e biletimi almış otobüsün hareketini bekliyordum. İçimdeki hüzünle dolanırken Alaiddin Taş ve Mahmut Mengüllüoğlu yanı başımda beliriverdiler.  Onları  görünce heyecanlanmiştım. Kollarımı ikiyana açtım. Üçümüz birbirimize sarılmıştık ki üç sevgili gibiydik. Kendimin bile zor duyacağı bir sesle “otobüs kalkıyor dedim” sırtımı dönerek biriken gözyaşlarımı aceleyle sildim.  Yürüyerek otobüse bindim. Koltuğuma oturunca gözlerim onları aramaya başladı. Oradaydılar pencereye yakın bir yerde el sallıyor ve hızla gözkapaklarını açıp kapatıyorlardı, ağladıklarını belli etmemeye çalışıyorlardı. Otobüs hareket edince onları kalabalıkta kaybettim. Son bir defa boğazı seyretmeye başladım.

O boğazı ne zaman görsem dona kalırım. O muhteşem güzelliği beni herzaman büyülemişti. 12 Mart’tan önce İstanbul Üniversitesine kayıt yapmaya geldiğimde de böyle olmuştum.

Harem’den ayrıldığım o güne kadar yaşamımın beş-altı yılı boyunca soluk almadan mücadele verdiğim İstanbul’daki yaşamımın son sayfası kapanıyordu. TKP’ye üye olduğum, 12 Mart terörünü yaşadığım, Üniversite işgallerim, Dev-genç militanlığım, Nurhak dağlarına gitmeye karar verdiğim amma gidemediğim Kadırga Öğrenci yurdum, TKP’nin ilk bildirilerini basıp dağıttığım mahallem, coplar, işkenceler, ölümü yakınlaştıran polis kurşunları aha şurada yüreyimde ve hafızamdaydı. Onları bir gün anlatacağım diye yaşamadım. Nasıl anlatacağımı hiç düşünmeden hep ilerli doğru yürümüşüm. Zaman ayırıp geriye bakmadım veya bakmak istemedim. Eşitlik ve özgürlük özlemlerim beni bu yola sürükledi. İçimdeki o özlemle otobüsteydim İzmir’e bilmediğim ama aynı özlemleri taşıdığına inandığım insanlarla yeni anıları yaşamaya gidiyordum.  Sosyalizm özlemleri, parti ve İGD uğruna yapacaklarımı düşündükçe  hafif buruk bir mutluluk hissediyordum.

Hafızamı zorlayarak o iki pusuladaki isimleri ve yapacaklarımı uyumadan önce tekrar etmeye başladım. İlk CK’ı görecektim. Kim olduğunu bilmiyordum. Tahminime göre pusulalar ona aitti. Onun tavsiyesi üzerine önce MÇ’u ve daha sonra şimdi aramızda olmayan RT ve M.A.T (mekanları barış ve özgürlük olsun) görüp politikalarımızı anlatacaktım.  Pusulalarda İGD’yle ilgili en ufak bir açıklama yoktu. Gençlikle ilgili ne yapacaksam kendim karar vermem gerekiyordu. Bana öyle geldiki sanki İzmir’e TKP için gidiyordum.

Ertesi gün ögleye doğru otobüs Karşıyaka yol ayrımını geçtikten sonra sağımdaki uzanan maviliklere daldım.  Güzel İzmir’deki yeni yaşamıma yalnız ve tek başıma hızla yakınlaşıyordum. Hiç bir şeyi hayal edemediğimi ve düşünemediğimi hatırlıyorum. Tuhaf bir sersemlik vardı üstümde. Garajda indikten sonra Alsancak sahilinde denizi seyrederek makina mühendisler odasının olduğu sokağa gittim. M.Ç. sordum bekle gelir dediler. Bir kaç saat beklediğimi hatırlıyorum. Geldi selamlaştık bir kaç dakika içinde çekip gitti. Ne param ne yatacak yerim vardı. Ona yardım et diyemedim. Karşılaşmamız soğuk geçmişti. Nereye gideceğimi bilemiyordum.  İstanbul’dan bir arkadaş İGD’den birinin Güzelyalı’daki evinin adresini vermişti. Alsancaktan oraya yürüyerek gitmiştim. Eve vardığımda vakit epey geç olmuştu.

Ertesi gün ilk işim C.K’ı aramak oldu. Vapur İskelesindeki kahvede buluşalım dedi. İsimlerini hatırlayamadığım bazı gazetelerin elimde olmasını istedi. Öyle de yaptım. Heyecanla beklemeye başladım. Bir müddet sonra Uzun boylu heybetli yüzlü kırlaşmış saçları olan birisi kahvede aranmaya başladı. Gazeteleri görünce bana doğru geldi parolayı sordu cevap verdim. Böylece tanışmış olduk.

C.K’ya İGD’den bahsetmeye başladım. Dinledi dinledi sonra sordu. Sen parti için gelmedin mi? Hayır dedim. Kendini haklı göstermek için “Ben çok yoğunum ve beni herkes tanır, partiye fazla yararlı olamam dedikten sonra ekledi, parti sorumluluğunu üstleneceksin diye bekliyordum” diyerek ısrar etti.  Kendimce bazı gerekçeler ileri sürerek yapamayacağımı söyledim. “ O zaman başka birini istiyecem dedi”. Yapacaklarımızı tartışmaya başladık.

CK’dan ilk talebi Menemen oldu oraya gitmemi istedi. R.T. ve M.A.T ile görüştükten sonra Oraya gittim. Kaptanı, Veliyi ve Behzatı görmemi istemişti onu yaptım.  o güzel insanlarla tanıştım. İzmir’deki örgütlenmeye oradan başladık.

Tanışma ve örgütlenmeler birarada gidiyordu. Kemeraltında kiraladığımız bir katta ilk İYG’yi kurduk dağıtımına başladık. Daha sonra Maden-iş’te İGD kuruluş toplantılarına başladık.

M.A.T’dan kişiler hakkında aldığım bilgilerle bazı arkadaşlarla tanışmaya başladım. Kiminle ne zaman ilk karşılaştığımı şimdi hatırlamıyorum. Ama o günlerde hep beraber olduğum 15 kişi vardı.  İGD’nin kuruluşuna herkes katılmıştı.

Tanışma ve dostluklar başladıktan sonra yoldaşlık ilişkilerim ilk T.D’la başladı. İlk karşılaşmamızda onun o tatlı ve güven veren ses tonu hala kulağımda. Reçeli bu kadar seven birine ilk defa rastlamıştım. Sevgiyle oluşturduğu çekim merkezine girenleri idare ederdi. Nasıl ki bir güneş etrafındaki gezekenleri yörüngesinde tutar o da öyleydi. Bende o yörüngede oldum ve  onu sürekli aradım. Beğenilecek o kadar yetenekleri ve sevilecek o kadar davranışları varki. Kısa bir müddet içinde onunla çok yakın bir dosluğumuz oluştu. Partiye önerdim ve sanıyorum İzmir’de partiye ilk alınan insandı.

ilk zamanlarda toplantı üstüne toplantı yapılıyordu. Maden-iş’teki mum ışığında yapılan toplantıyı hiç unutamam.   Bana söz verildiğini hatırlıyorum ama ne konuştuğumu unuttum. Fakat Üçyolda düğün salonundaki konuşmamı hatırlıyorum. O büyük toplantıda gençlik şiddet ve işçi sınıfı hakkında analizler yapmıştım. Arasıra da gözümle İzmir’e bir kuşbakışı bakıyordum,  harikaydı.  Daha da önemlisi konuşurken sanki denizle gökyüzünün birleştiği o ufku değilde Haliçi, Alibey Köyünü görüyor gibiydim, heyecan içindeydim.

 

About Mehmet Tas

Check Also

Köşelerden Bir Demet (259)-Cavlı Çulfaz

“Siz yardım edilmiş yoksullar istiyorsunuz. Biz ise, ortadan kaldırılmış yoksulluk! O yüzden anlaşamıyoruz.” – Victor …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com