İKİNCİ DÜNYA SAVAŞININ TARİHİNİ DEĞİŞTİRECEK BİR TARTIŞMA 2- M.Taş

Kızıl ordunun zaferiyle sonuçlanan 2. Dünya savaşının başlama nedenleri Polonya’nın ve aşırı sağ faşist hareketlerin zorlamasıyla yeniden tartışmaya açıldı. Savaş öncesinde Stalin’in Hitlerle yaptığı antlaşma ve savaşın başlangıcında Kızıl ordunun Doğu Polonya’ya girişi gerekçe gösteren Polonyalı aşırı sağcı milliyetçiler komünistlerle Nazileri eşit bir biçimde savaş suçlusu göstermek için yoğun çaba gösteriyor. Aşırı sağ partilerin Batı Avrupa ülkelerinde  güçlenmelerinden cesaret alanlar tarihsel belgeleri kendilerine göre yorumlayarak Avrupa tarihini yeniden yazmayı planlıyor.

Hitleri yatıştırmak amacıyla 1939’da imzalanan Versay Antlaşması Polonya’nın yabancı düşmanı ırkçı kurumlarına göre savaşa start veren antlaşmadır. Almanya ve SSCB’nin Eş zamanlı Polonya’ya karşı gizlice saldırması ile savaşın başladığını ve Avrupa düzeninin yıkılmasının başlangıcı olduğunu belirtiyorlar.

Fakat tarihsel belgeler bu iddiaların tersini gösteriyor. Hitlerin saldırısını engellemek amacıyla başta Polonya olmak üzere İngiltere ve Fransa’nın antlaşmalar yaptıklarını ve Sovyetler ise en son antlaşmayı yapan ülke olduğu biliniyor. Rusya’nın  devlet yetkilileri, savaş uzmanı tarihçiler ve belgeler sürecin bu  yönde geliştiğini belirtiyorlar. Associated Press’te çıkan haberde Putin, “Sovyetler Birliği, Hitler ile saldırmazlık anlaşması imzalayan son ülkeydi.” demesine kulak tıkıyan aşırı sağcı polonya’nın politik eliti İkinci Dünya Savaşı sorumlusunun Nazilerin değil komünistlerin olduğunu  tekrar etmekten geri durmuyorlar.

Polonya medyasının anti-komünist histerik propagandası bununla da sınırlı kalmıyor. Bir yıl önce imzalanan birinci antlaşmayı da kendi milliyetçi gözlükleriyle okumaya başladılar. 1938 Münih Anlaşması’nın “Hitler’in doğuya giden yolunu açtığını ve İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasının nedeni olduğunu” belirtiyorlar. Üçüncü Reich ile Polonya müzakerelerine dikkat çekerek bu görüşmeleri yürüten liderlerin “Polonya ulusunu Alman savaş makinasına savunmasız terk ettiklerini, onlara göre komünistler yani Sovyetler savaşı başlatan taraftı.  Dolayısıyla Naziler değil komünistler de savaş suçlusu ilan edilmeli sonucuna varıyorlar.

Polonya yetkilileri komünistleri savaş suçlusu göstermek için bir tarihsel olayı daha tahrif ediyor. Onlara göre Sovyetler Birliği’nin Eylül 1939’daki Alman işgalinden iki hafta sonra Polonya’nın doğu yarısını işgal ettiğinde, kitlesel “tutuklamalar, sürgünler ve cinayetler” gerçekleştirdiğini ve kurbanların sadece Polonyalılar değil, Yahudiler de dahil olmak üzere diğer gruplar olduğunu kaydediyor. 22.000 Polonyalı subay ve aydının kısa sürede infaz edildiği 1940’taki Katyn katliamını buna örnek gösteriyorlar.

Fakat, gırtlağına kadar milliyetçiliğe batmış  aşırı sağcılar savaş öncesi Polonya hükümetinin Hitlere karşı koalisyonu nasıl engellediğini görmek ve duymak  istemiyorlar. 2015 yılında Rusya’nın Polonya büyükelçisi Sergey Andreev, “Hitler’e karşı bir koalisyon kurulmasını defalarca engellediği” için Nazi Almanyası tarafından işgal edilmesinden “Polonya’nın kısmen sorumlu olduğunu” iddia etti. Bakan, Sovyetler Birliği’nin Doğu Polonya’yı işgalinin sadece bir nefsi müdafaa eylemi olduğunu söyledi. Aynı konuda açıklama yapan Putin “çok sayıda yerel halkın, özellikle de Yahudilerin hayatını kurtardığını, o tarihlerde “Polonya hükümeti ülkenin kontrolünü kaybettiği” için işgalin gerekli olduğunu vurguladı.

Tartışma Polonya’nın politik partileri arasında da devam ediyor. Devlet haber kanalı TVP Info’da konuşan Włodzimierz Czarzasty – geçen ay parlamentoya %12,5 oyla giren SLD’nin (Demokratik sol ittifak) şu anki lideri – savaşın sonunda Sovyet askerlerinin Polonya’yı Alman işgalinden “kurtardığını” söyledi ve 700.000 asker sivilin hayatını bunun için verdiğini kaydetti.

1989’dan önce komünist aygıtta yetkili olarak görev yapan eski SLD başkanı Leszek Miller, yayın kuruluşu Polsat’a verdiği röportajda, “Sovyet askerleri bizi Nazizmden ve imha tehdidinden kurtardı.” dedi. Miller, “Kızıl Ordu Polonya’dan geçmeseydi, ne sen ne de ben burada olmayacaktık.” dedi. Başbakan, Polonya’nın 1989 yılına kadar “işgal edildiği” yönündeki öneriyi de reddederek, komünist dönemden kalma devletin “uluslararası toplumun tam üyesi” olduğunu söyledi. Polonyalıların komünist rejim altında özgürlüğe sahip olup olmadıkları sorulan Miller, “o zamanlar olabileceği kadar özgürlük olduğunu” söyledi. Polonya’nın bir yol ayırımındaydı; “ya olduğu gibi olmak ya da hiç olmamak”.

Avrupa Parlamentosunu ve diğer aşırı sağ parti liderlerini ikna etmeye çalışan Polonya yönetimi faşizme karşı kızıl ordunun elde ettiği zaferin izlerini siliyor. Faşizme karşı savaşanların anıtlarını yıkıyor, ders kitaplarından kaldırıyor ve en son olarak ta İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesinin 80. Yıldönümünde Donald Trump ve Angela Merkel’in de aralarında bulunduğu dünya liderleri Polonya’daki anmalara davet edilmelerine rağmen Putin’i davet etmedi. Rusya’ya karşı uygulanmakta olan  ablukada çok aktif rol aldıkları biliniyor.

Polonyalı milliyetçilerin amaçları komünistleri savaş suçlusu gösterip Nazilerin savaş boyunca işledikleri soykırımı hafifletmektir. Kızıl Ordu askerlerinin özgür olmadıkları için “özgürlük savaşı veremeyeceklerini” iddia edecek kadar absud politik argumanlar üretiyorlar. Anti-komünist ve anti-Sovyet propagandaya kendilerini o kadar kaptırmışlar ki savaş başladığında kızıl ordunun özgürlük savaşı vermek gibi bir hedefinin olmadığını unutmuşlar. Sovyet halkları ve ordusu Avrupa’ya kan kusturan Hitlerin ordusunu Moskova önlerinden Berlin’e kadar kan dökerek ezenlerdi onlar, özgürlük savaşı değil insanlığı kurtarma savaşı veriyorlardı. Savaşın amacı Doğu Avrupa’yı Nazizm’den kurtarmaktı işgal etmek değildi. Savaştan önce ve savaş sırasında Hitler ve Stalin’in pozisyonları aynı değildi. Stalin saldırıya uğrayan ülkesini kurtarma savaşı verirken Hitler kan akıtarak ülkeleri işgal ediyordu. Kızıl ordu Sovyetleri ve Doğu Avrupa’yı kurtarırken Hitler ordusu Yahudileri, azınlıkları kitleler halinde katlediyordu. Bir tek savaş suçlusu vardır o da Nazilerdir,

Bu büyük resmi göremeyen Polonyalı gericiler Hitlerle Stalin’i aynı kefeye koymak amacıyla yaptıkları tarih okumaları yeni faşizmi güçlendirmekten başka bir anlamı olamaz. Bu milliyetçi aşırı sağcı dalgayı başarısızlığa uğratmanın yolu Stalin’i eleştirerek Sovyetleri ve Ekim devrimini  yeni tarihsel belgeler ışığında yeniden okumak ve tartışmaktır.

About Mehmet Tas

Check Also

Antidemokratik rejimler ve koruma mekanizmaları

Antidemokratik Sistemlerde Siyasi Rejimi Korumaya Yönelik Mekanizmalar ve Bunların Demokratikleşmeyle İlişkisi                                                            Hasan Emir AKTAŞ …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com