İKİ BÜYÜK KIRILMA

1970’li yıllarda küresel finans sermaye, ikinci dünya iç savaşından beri sürmekte olan, Refah Kapitalizmi olarak da adlandırılan Keynesyen ekonomi politikadan kendini özgürleştirmeye başlar. Kar oranlarının düşmesi, talep daralması, işçi ve emekçi sınıfların gerek sosyal haklar ve gerekse yüksek ücretlerle birlikte sendikal haklarının güçlenmesi gibi nedenlerle girdiği krizden çıkış olarak gördüğü ve Klasik Liberalizmin reddedilerek yeni NeoLiberal ideolojinin yürürlüğe konulması ile küresel finans sermaye gruplar, yine küresel sanayi grupları ile birlikte önemli ve sert bir sınıf mücadelesi başlattı. Sadece Gelişmiş Kapitalist Ülkelerin işçi ve emekçi sınıfları değildi hedefleri. Onların refah düzeylerini düşürürken, karşı çıkışları denetleyebilmek için de sendikaların gücünü kalıcı olarak yok etme hedefiyle çalıştılar. Bunun için de sendikaların asıl güç damarlarını oluşturan büyük endüstriyel işkollarını dağıtma yolunu seçtiler. Bu işkollarını parçalayarak, Asyanın ucuz işgücü depoları olan ülkelere dağıtarak yerleştirdiler. (tabi bu şekilde de işçi ve emekçi sınıflarının merkezkaç güçlerinin bu ülkelerde merkezileşmesini pek önemsemediler.)

Bu ekonomi politikanın kendileri açısından ikinci bir hedefi daha vardı, kapitalist anlamda sisteme bağımlı, orta gelişmiş, gelişmekte olan ve giderek az gelişmiş ülkeleri de küresel dünya kapitalist sistemine eklemlemek, onları sistemin Ağ Bağlantılarının içine, sistemin işleyişinin dişlileri haline getirmek, buna uymayanları da klasik emperyalist yöntemlerle uymaya zorlamaktı. Irak, Suriye ve hedefteki İran bu ülkelere örnektir. Afganistan ise devletlerarası sistemde hegemonya-prestij savaşına bir örnek olarak görülebilir.
Küresel anlamda dünya işçi ve emekçi sınıflarına ve onların kazanımlarına yapılan saldırıları Küresel Sınıf Mücadelesinin en üst görünümü olarak değerlendirebiliriz. Ki bu saldırıların sonucu en üst boyutta sosyalist sistemin yıkılması, umutlarda kolay onarılamayacak bir dağılmanın gerçekleşmesidir. Ekonomik politik anlamda dışsal bir saldırının, ideolojik olarak NeoLiberal bir hareketin böyle büyük bir şoka yol açması, elbetteki ayrıca analiz edilmesi gereken bir durumdur. Şimdilik şunu söyleyebiliriz, Sosyalizm gibi güçlü bir sistem sadece dışsal etkenler nedeniyle böyle bir duruma düşemezdi, düşmemeliydi. Tam tersine, bu Neoliberal saldırı karşısında dünya işçi-emekçi sınıflarına, ezilen halklarına direnişlerinde destek olmalıydı.
Bu genel girişle yakın tarihte içinde yaşadığımız dönemin genel bir görünümünü çizdikten sonra asıl anlatmak istediğime girebilirim sanıyorum.

1970 li yıllar böylesi bir paradigma değişiminin yoğun yaşandığı, kapitalist sisteminin mantığının köklü olarak değiştiği ve emekçiler üzerinde giderek artan baskıların başladığı yıllardı. Elbette böylesi dönemlerin bir karşılığı olacaktı ve bu karşılık 70 lerin sınıf mücadelesi pratiğinin yükselmesi, bu mücadelenin çok sert bir zeminde sürmesi ve radikal bir politikleşme süreci ile somutlandı. Bu radikalize olma süreci ve sınıf mücadelesinin keskinleşmesi siyasi hareketler içinde de radikalleşmeyi ve bu radikalleşmeye karşı direnişleri doğurdu. Bu sürecin sonucu İşçinin Sesi Hareketinin, TKP hareketinden kopması idi. Bu benim değerlendirmeme göre Birinci Büyük Kırılmadır. Bu kırılmanın ideolojik-politik nedenleri bu yazının konusu dışındadır. Yeteri kadar hatta fazlasıyla tartışılmıştır, bence, uzatılmasında hiçbir politik fayda da yoktur.

G.E.M.de Ste. Croix, analitik değeri çok yüksek kült eseri Antik Yunan Dünyasında Sınıf Mücadelesi isimli kitabında nesnellik ve bilimsellik konusunda (Yordam Kitap, Sf.53), Eugene Genovese den alıntısında, ;ideolojik önyargıların kaçınılmazlığı, bizi azami nesnellik için mücadele etme sorumluluğundan azade kılmaz; diye altını çizerken, kitabının değerlendirilmesi hakkında kendi sözleriyle devam eder, ;ilk olarak tarihsel olay ve süreçler karşısındaki nesnelliği ve dürüstlüğü; ikinci olaraksa ortaya koyduğu çözümlemenin verimliliği.; Nesnellik. Dürüstlük ve Verimlilik, (bizim açımızdan) tüm yakın tarihli olguların değerlendirmesinde temel yöntem ler olmalıdır. Bunu aklımızda tutarak devam edelim.

70 lerin yükselen sınıf mücadelesi ve radikalizminin, Türkiye sermaye sınıfı ve devleti tarafından bir darbe ile karşılanması beklenen bir durumdu. Ama bu beklemeye uygun, yeterli bir hazırlığın yapılmadığı ve kadroların savunmasız bırakıldığı algısının yaygın kabul görmesi, yeni bir sürecin başladığının da ilk işaretini veriyordu. Bu süreç Sosyalist Sistemde meydana gelen değişimler ve bunun TKP içinde doğrudan karşılık bulması, koşullar gereği demokratik tartışma olanağının ortaya çıkarılamaması, ;likidasyon; ile suçlanmasını bulan bir sürece yol açtı. Partinin ;tarihsel; adla anılmasına neden olan kapatılma, ve yeni bir kuruluş, partiye bağlılığın duygusal ağırlığının gerçekten pek dikkate alınmadığını gösterdi. (Tabi tam bu noktada, 70lerin ikinci yarısı boyunca, TKP, TİP ve TSİP arasında siyasi birliğin sağlanarak işçi sınıfının toplumsal birliğinin sağlanması, önemli politik bir hedef olarak yazılıp çiziliyordu. Herhalde böylesi bir birlik diğer partilerin TKP ye katılması ile sağlanamazdı. BU konu sanırım eleştirel kadrolar açısından pek düşünülmedi, ya da böyle bir birlik ihtiyacı hiçbir zaman içselleştirilmemişti.) Konuları çok yüzeysel olarak geçtiğimi biliyorum. Sürece aktif katılanlar elbette bu süreci daha derin anlatabilirler. Bu yazının amacı açısından ise nesnelliği ve dürüstlüğü öne alıp, bu kırılmayı da İkinci Büyük Kırılma olarak gördüğümü yazabilirim.
Bir Üçüncü Büyük Kırılma,dan da bahsetmek elbette hiç zor değil. Bu kırılma politik hareketin dışında çok daha genel bir kırılma. Bu da ülkesel düzeyde, genel olarak solu ve tüm demokratik kesimi bölen, tekrar tekrar bölen YAE politik tavrı. Şurası çok açık, bu tartışma Cumhuriyet tarihinin toplumu bölen en büyük tartışması ve ne yazık ki doğrudan egemen iktidarın ekmeğine yağ süren bir anlam taşıyor. Bu nedenle hangi argüman ile ve hangi taraftan tartışılırsa tartışılsın. Toplumu, solu ve demokratik topluluğu yeniden bölme dışında bir işlev taşımıyor. Şöyle de denebilir; bu bölünme bizim topyekün büyük başarısızlığımızdır. Bu tartışmayı kaşıyan, zorlayan her adım, bu başarısızlığa bir tuğla daha taşımaktan daha fazlasını yapamaz.

About Ferruh Erkem

Check Also

MARAŞ ’78 KATLİAMININ ÖTEKİ YÜZÜ   GELECEĞE GÖZ KIRPAN DİRENİŞLER HASAN ŞÜKRÜ DAL

Desen: Galata Kule GELECEĞE GÖZ KIRPAN DİRENİŞLER HASAN ŞÜKRÜ DAL Maraş ’78 Pogromu ve Öteki …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com