Türkiye Faşizme mi Gidiyor?-Sosyalizmde Rönesans

Türkiye Faşizme mi Gidiyor?

6 Kasım 2016

Geçtiğimiz hafta başında Cumhuriyet gazetesinin yönetici ve yazarlarına, Cuma sabahı da HDP eş başkanlarına ve milletvekillerine karşı gözaltı ve tutuklamalar uygulandı. Cumhuriyet gazetesi, yazı ve haberleriyle teröre destek olmakla suçlanırken, HDP eş başkanları ve milletvekilleri ise yargıda ifadeye gitmemek nedeniyle gözaltına alınıp, teröre yardım ve yataklık suçlamalarıyla tutuklandılar.

Bazı muhalefet çevreleri bu gelişmeleri hukuka aykırı ve yasa dışı keyfi bir operasyon olarak değerlendirirken kimileri ise bunu iktidar partisi AKP’nin 15 Temmuz sonrası ustaca bir karşı-darbe girişimi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Başkanlık” sistemine geçişin bir ön hazırlığı ve hatta bazıları “Faşist” bir gelişme olarak yorumluyorlar. Ana muhalefet lideri CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu “Seçimle gelen seçimle gitmeli” ifadesiyle, özellikle HDP ’ye yönelik bu operasyonun antidemokratik bir siyasi manevra, bu partiyi tasfiyeye yönelik bir ayak oyunu olduğu görüşünde.

Ülkemizde gittikçe hız kazanan bu gelişmeler, ancak emperyalizmin Ortadoğu ve Türkiye ile ilgili planlarını ve bunun uygulamalarını göz önünde tutularak okumakla anlaşılabilir. Emperyalizm Ortadoğu’da Irak, Suriye, İran ve Türkiye’yi bölerek, bu bölgede kendisine tamamen uydu bir Kürt devleti kurdurmanın peşinde. Irak ve Suriye işgal ve iç savaşlarla fiilen bölünmüş durumda. Geçen sene emperyalist batı devletleri İran ile bir anlaşma yaparak şimdilik bu planın uygulamasının İran’ı dışarda tutmak istiyorlar. Kısaca planın uygulanma sırası şimdi ülkemiz Türkiye’ye gelmiştir.

2002 Kasımında “Ilımlı İslam” projesiyle Türkiye’de AKP’yi iktidara taşıyıp 11 yıl destekleyen emperyalist Batı ülkeleri, AKP iktidarı sayesinde;

• Türkiye’yi ekonomik olarak kendilerine daha da BAĞIMLI yapmışlar,

• TSK tarafından adeta yok edilmiş olan PKK’nın yeniden canlanmasını ve güçlenmesini sağlamışlar,

• Türk ulusunu da etnik, mezhepsel, siyasi ve ideolojik olarak böldürmüşler ve

• Türkiye’yi başta komşularıyla düşman ederek dünyada yalnızlaştırmışlardır.

Emperyalizm; Türkiye’yi kendi Ortadoğu planları çerçevesinde kuşatma, yıpratma ve nihayet bölme operasyonlarını doğrudan kendi ordularını kullanarak değil, kendi gizli istihbarat servislerinin emrinde olan PKK, FETÖ ve IŞİD gibi terör örgütlerini devreye sokmuştur. Emperyalizmin Ortadoğu planlarını Türkiye’de uygulamasındaki en önemli hamlesi ise Cumhurbaşkanı Erdoğan ile işbirliğini sonlandırarak onu devirmeye çalışmasıdır.

Emperyalizm, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile işbirliğini, 2013 yılı Mayıs ayında Erdoğan’ın ABD ziyaretinde bozmuştur. Erdoğan’ı iktidardan düşürmek için önce 2013 Haziran Gezi direnişiyle halk hareketini örgütlemiş; fakat başarılı olmayınca bu defa Türk polisi ve yargısı içine sızan FETÖ ’cüler üzerinden 7 Aralık 2013 tarihinde MİT müsteşarı Hakan Fidan soruşturması ile Erdoğan’ı zora sokmaya çalışmıştır. Ancak bu hamle de Erdoğan’ın Hakan Fidan’ı yasal koruma altına almasıyla boşa çıkmıştır. Daha sonra 2013 yılının 17 ve 25 Aralık tarihlerinde yine emniyet ve yargı içindeki FETÖ’cüler üzerinden “yolsuzluk dosyalarıyla” ve “kaset” savaşlarıyla onu istifaya zorlamış; bu hamlesinde de emperyalizm başarılı olamamıştır. Ve en nihayet Türkiye Cumhuriyeti devleti ve özellikle ordusu içinde örgütlü olan CIA güdümlü FETÖ çetesi tarafından kanlı 15 Temmuz darbe girişimi de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ve AKP’yi iktidardan uzaklaştırmada başarılı olamamıştır.

Recep Tayyip Erdoğan ve AKP, emperyalizm ile işbirliği sürecinde FETÖ ile iktidar ortaklığı yapmış; “Açılım” politikasıyla PKK’nın yeniden güçlenmesine göz yummuş ve el altından IŞİD örgütünü de desteklediği de iddia edilmiştir. AKP iktidarının emperyalizmle bu işbirliğinin SON bulmasıyla emperyalizmin bölgedeki ve Türkiye’deki birer maşaları olan FETÖ, PKK ve IŞİD ile de arası açılmış ve onara karşı da savaş açmak zorunda kalmıştır. Cumhurbaşkanı Erdoğan; bir taraftan emperyalizmin kuşatması ve sıkıştırması sonucu, diğer taraftan emperyalizmle yapmış olduğu işbirliğinden kaynaklanan ulusal çıkarlara aykırı politikaları, anayasa ve yasalara aykırı davranışları nedeniyle Türk halkı nezdinde de çok zor bir duruma düşmüştür. Bu çıkmazdan Cumhurbaşkanı Erdoğan, tek çıkış yolu olarak Türkiye’ye Başkanlık sistemini getirip kendisinin Başkan olmasında görmektedir.

Ancak emperyalizmin baskı, kuşatma ve saldırıları altında Başkanlık projesinin Türkiye’de tartışılması ve de uygulanması bir risk taşımaktadır. Özellikle bu proje, 15 Temmuz başarısız darbe girişimi sonrası ülkede artık zorunlu hale gelen iktidarla muhalefet arasındaki “milli birlik ve beraberlik” ortamına ve dayanışmasına, yani oluşan YENİKAPI ruhuna aykırı olarak ülkeyi tamamen bölebilecek bir projedir.

Ülkemizdeki son gelişmeler analiz edildiğinde ülkemizin temel ve yakıcı iki sorunun iç içe geçtiği görülmektedir. Türkiye; emperyalist Ortadoğu politikaları nedeniyle bir BEKA SORUNU, yani ulusal birliğini ve toprak bütünlüğünü koruma sorunu, fakat aynı zamanda da bir İKTİDAR SORUNU yaşamaktadır. Bu iki temel sorunun iç içe geçmişliği kafaları karıştırmakta, siyasi bulanıklık yaratmaktadır.

Ülkemizde mecliste temsil edilen,14 yıldır iktidarda olan ve emperyalizmle işbirliğine son üç senedir son vermiş olan AKP ile muhalefet partilerden milliyetçi MHP, BEKA sorununda aynı çizgiye gelmişlerdir. Her iki parti de emperyalizmin Ortadoğu ve ülkemizdeki araçları olan PKK, FETÖ ve IŞİD ile mücadelede aynı fikirdedirler. Bu nedenle her iki parti de İKTİDAR sorununda da bir birlerine yakınlaşmışlardır. Bahçeli Erdoğan’a “Başkanlık” konusunu tartışmaya açarak yardım ederken, AKP ile seçim ittifakı kurma peşindedir. Buna karşılık AKP ise MHP’nin de yardımlarıyla Erdoğan’ı Başkan yapmanın peşindedir.

Bu siyasi ortamda en ilginç olan, Türkiye Cumhuriyetini kuran ana muhalefet partisi CHP’nin pozisyonudur. CHP ve Genel Başkanı Kılıçdaroğlu için ülkemizin yakıcı bir BEKA sorunu yoktur veya en azından bu sorun önemsizdir. CHP ve Başkanı Kılıçdaroğlu’na göre her şeyden önemli olan demokrasidir. Kısaca CHP yönetimi, “Demokrasi” şemsiyesi altında 14 yıllık AKP ve Cumhurbaşkanı Erdoğan iktidarı ile mücadele ederken ister istemez emperyalizmle aynı çizgide birleşmekteler. Çünkü emperyalizm de Türkiye’de bir kaos ve iç savaş çıkarabilmek için AKP ve Erdoğan’ın iktidarını yıkmaya çalışmaktadır. Emperyalizmin de bu yıkım savaşındaki argümanları, tıpkı CHP gibi, Türkiye’de demokrasi ve hukuk devletinin, insan haklarının ve basın özgürlüğünün vs. eksikliğidir.

Elbette demokrasi, özgürlükler, hukuk devleti vs. gibi toplumsal örgütlenme, toplumsal yaşam ve yönetimle ilgili değerler olağanüstü önemlidir. Bunda hiçbir sorun yoktur. Burada ana muhalefet partisinin sorunu, bu değerleri savunması asla değildir. CHP’nin ana sorunu, ülkenin artık risk altına girmiş olan BEKA sorununu es geçmesi, daha doğrusu demokrasi sorununu ülkenin varlık-yokluk sorunun önüne çıkarmasıdır. Yani bu iki soruna yaklaşmada CHP, demokrasi sorununa, iktidar sorununa öncelik tanımasıdır. Oysa bir devlet, bir toplum var olmadan ne demokrasinin ne hukuk devletinin ne de özgürlüklerin bir anlamı vardır. Emperyalist kuşatma ve saldırılarının yoğunlaştığı bugünkü koşullarda ülkemizin temel ve ana sorunu, ülkemizin devleti ve ulusuyla bölünmez bir bütün olarak varlığını sürdürebilmesidir. Bu bağlamda demokrasi ikinci plandadır. Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleriyle “Söz konusu vatansa eğer, gerisi teferruattır!”

Bilindiği gibi bu senenin Mayıs ayında haklarında fezleke olan ve aralarında HDP ’li milletvekillerinin de olduğu vekillerin mecliste dokunulmazlıkları kaldırılmıştı. Savcılığa ifade için HDP’li eş başkanlar ve milletvekilleri çağrılmalarına rağmen, HDP ’nin genel başkanları ve milletvekilleri kasıtlı olarak ve provakatif bir biçimde ifade vermeye gitmemişlerdir. Bu nedenle de hukuk ve yasalara uygun olarak bunların gözaltına alınmasına karar verilmiştir. Öte yandan cumhuriyet gazetesinin bazı yazar ve yöneticileri ise PKK ve FETÖ örgütlerini yazı ve propagandalarla destekleme iddiasıyla tutuklanmışlardır.

Sosyalizmde Rönesans sayfasının görüşüne göre, Cumhuriyet gazetesi artık İlhan Selçuk ’ların miras bıraktığı eski Kemalist bir gazete değildir. Bu gazete tamamen emperyalist işbirlikçisi sol liberal çevrelerin eline geçmiştir. Bu çevreler, dolaylı veya doğrudan ülkemizin PKK ve FETÖ ile olan mücadelesini, yani emperyalizme karşı mücadelesini sulandırmaya ve zayıflatmaya katkı yapmaktadır. Cumhuriyet’in içinde halen bazı Kemalist yazarların varlığı bu gerçeği değiştirmez; onların varlığı sadece Cumhuriyet gazetesinin geleneksel Kemalist çizgisinin devam ettiği konusunda kamuoyunda yanlış algılamaya hizmet etmektedir. HDP ise zaten PKK’nın açık legal sözcüsü konumundadır. Bunu bütün dünya böyle bilmektedir.

Sosyalizmde Rönesans sayfası da bu son gelişmelere ülkemizin acil ve en yakıcı sorunu olan BEKA SORUNU açısından yaklaşmakta, son gözaltı ve tutuklamaları normal bir hukuki süreç olarak, emperyalizmin birer maşası olan terör örgütleriyle mücadele kapsamında değerlendirmektedir. Bu bağlamdaki sayfamızın duruşu, Mustafa Kemal Atatürk’ün duruşudur: “Söz konusu vatansa eğer, gerisi teferruattır!”

About admin

Check Also

Antidemokratik rejimler ve koruma mekanizmaları

Antidemokratik Sistemlerde Siyasi Rejimi Korumaya Yönelik Mekanizmalar ve Bunların Demokratikleşmeyle İlişkisi                                                            Hasan Emir AKTAŞ …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com